İzmir Halı Yıkama

Pratik Bilgiler

Shaggy Halı  Shaggy halılar genel görünümüne göre tabir olunursa uzun ve kalın tüylü post görünümlü halılar olarak tabir edilebilir. Shaggy halıların tüy (hav) uzunluğu genellikle 5 cm ve 3 cm yüksekliğinde olmaktadır.

İpleri kalın ve tercihe göre bükümlü veya düz cinsleri bulunmaktadır. Kullanılan elyaf neticesinde ipliğin yumuşak olmasına, halıya dokunuşta rahat bir temas sağlamasına dikkat edilmektedir.

Shaggy halılar ilk bakışta post görünümünü andırmakla beraber isteğe göre her türlü ebatları yapılabilmektedir.

Halılarda kullanılan iplikler alerji yapmamakta , insan ve çevre sağlığına hiçbir zararlı madde içermemektedir. Buna en önemli örnek üretimde özellikle dikkat edilen hususun sağlık olmasıdır.

 

Shaggy halılar alışılagelmiş klasik halı tarzından tamamiyle farklı bir halı çeşididir. Desenleri modern ve geometrik çizgileri ve tabiiki uzun tüylerin verdiği egzotik renk kombinasyonu olarak iki grubta üretim yapılmaktadır.

Birinci grup parlak canlı renkler den oluşan halı grubu, ikinci grup koyu, pastel renklerden oluşan halılardır.

Evinizde direk üzerine oturmayı , beton zeminle veya zemin döşemesiyle oda sıcaklığı farkını en iyi şekilde koruyan bir halı istiyorsanız Shaggy halılar taleplerinizi karşılayacak niteliktedir.

BÜNYAN HALILARI

Türk halılarının kendine has motif özellikleri ve halılarda kullanılan malzeme ile dokuma kalitesinin iyi olması, bu halıların değişik pazarlardan devamlı bir şekilde istenmesine sebep olmaktadır.
Halı motiflerinde kullanılan renkler bu anlamda oldukça önemlidir. Bu renkleri elde edebilmek için kullanılan tabii kök boyalarla birlikte çeşitli yabancı maddeler halının uzun müddet parlak ve canlı kalmalarını sağlamaktadır. Motiflerde kullanılan renklerde dikkati çeken bir husus kırmızı rengin çok kullanılmasıdır. Türklerin en sevdiği renk olarak bilinen kırmızı rengin asalet sembolü olması, bu rengin sık sık kullanılmasına sebep olmuştur. Kırmızı renkten sonra sarı, mavi, yeşil, siyah ve beyaz renkler de ağırlıklı bir şekilde kullanılmaktadır.

Günümüzde sentetik boyaların kullanılması halıların eski özelliğini kaybettirmiştir. Önceleri halılarda kullanılan bütün malzeme yün iken bugün pamukla yün bir arada kullanılmaktadır.
Doğal boyalarla imal edilen halılar, sentetik boyalarla imal edilenlere oranla çok daha uzun yıllar canlı, sağlam ve kullanışlı kalmaktadır.

Doğal boyaların, öteden beri dokumacılıkta kullanılan yün, pamuk ve ipek gibi doğal liflerin renklendirilmesinde 19. yüzyılın ortalarına kadar, yani sentetik boyaların keşfine kadar, aralıksız olarak kullanıldığı bilinmektedir. Doğal boya, tabiatta bulunan çeşitli bitkilerin içerdiği boya maddelerinden yararlanılarak üretilir. Söz konusu boya maddesi bitkilerin kök, gövde, yaprak, çiçek ve meyveleriyle bazı böcek türü canlılardan elde edilmektedir. Boyaların kullanımı ise gerek taze gerekse kurutulmuş olarak değerlendirilmektedir.

Doğada boyar maddeli pek çok bitki bulunmaktadır. Ancak hem canlı renkler veren hem de ışığa, suya ve yıkanmaya karşı haslık derecesi sağlayan bitkiler ile canlı diğer maddeler en değerli olanlarıdır. Ancak bunların sayısı çok değildir. Bu tür canlılar geçmiş yıllarda özel olarak yetiştirilmişler ve ülkeler arasında önemli bir alışveriş konusu olmuşlardır. Osmanlı döneminde cehri bitkisi, Bünyan?da özel bahçelerde yetiştirilerek ihraç edilmekteydi. Tarih boyunca değerli kabul edilen boya maddelerini ve boyama işleminde kullanılan yardımcı maddeleri şu şekilde sıralayabiliriz:

Sarılar:
Saçıkıbrızla mordanlanmış 1 kg yün ve 1,5 kg sütleğen bitkisiyle bir saat kaynatıldığında kirli sarı dediğimiz pastel bir renk elde edilmektedir. Şapla mordanlanan 1 kg yün ve 1 kg kuru zeytin yaprakları bir saat kaynatıldığında ise limon sarısı elde edilmektedir. 500 gr ısırgan otu yaşken toplanarak, şapla mordanlanmış yünlerle 1 saat kaynatıldığında ve bir gece aynı suda bırakıldığında elde edilen renk sarı pasteldir. Bunlardan başka fındık yapraklarının kurusundan, vişne ağacı yapraklarından, nar çiçeklerinden, ada çayı, kuru soğan ve saman çöplerinden de sarı rengin çeşitli tonları elde edilebilmektedir.

Kırmızılar:
Yün ipleri boyanmadan önce şapla mordan yapılır. 100 kısım iplik, %8 oranında sap, %95 oranında tartarik asit (Kremtartar) suda eritilir ve yünler bu sıvı ile 1,5 - 2 saat kaynatılır. Diğer taraftan kök boyadan belli bir miktar hazırlanır. Hangi koyulukta kırmızı isteniyorsa ona göre bir ayarlama yapılmalıdır. Daha parlak kımızılar için ise sönmüş kirece ihtiyaç duyulur. Boyanacak iplikler, öncelikle yarım saat kadar bu sıvının içerisine bırakılır. Bir saat kaynatıldıktan sonra çıkarılıp kontrol edildiğinde Edirne kırmızısı denilen renge ulaşılmışsa işleme son verilir. Bir gece boyunca kazanda kalan yünler ertesi gün kurutulup yıkandığında, parlak kromatik bir kırmızı elde edilir. Yünleri şapla mordanladıktan sonra kök tozuyla kaynatırken daha koyu kırmızı elde etmek için bir miktar saçıkıbrız eriterek içine atılmalıdır. Böylece bakır kırmızısı elde edilir. Saydığımız bu yöntemler dışında, soğan kabuklarından, kına tozundan ve bitkilerden de kırmızı rengi elde etmek mümkündür.

Mavi:
Bu rengi veren bitki ?İndigofera Tinctoria? denilen ve Doğu Hindistan?da yetişen çivit boyasıdır. Elde edilecek olan renk, bitkinin yapraklarında bulunmaktadır. Türkiye?de yetişen bitki ise ?İsatis Tintoria?dır. Çivit boya bitkisi, çiçek açmadan evvel dalları kesilerek; üst üste gelmek suretiyle 45-50 derece sıcaklıktaki suya batırılır. Boya, iki üç saat içinde çıkmaya başlar. Bu sıvı daha sonra başka bir kaba aktarılarak, daha da saflaştırılır. Filtre edilir ve mat hale getirilir. Evvelce çivit boya fermantasyon suretiyle elde edilmekteydi. Kireç ve soda eriyiği ile fermante edilir, boyanması istenen yünler daha sonradan oluşan bu eriyiğe batırılıp çıkarıldıktan sonra havanın tesiriyle boya oluşurdu. Bu yöntemin oldukça güç olması nedeniyle günümüzde daha basit bir yöntem olan hidrosülfit mordanıyla boya oluşturulmaktadır. İndigo mavisi denilen bu renk ışıktan etkilenmez. Sekiz on asırlık çivit zeminli antika halılar, bugün bile en canlı örnekleri oluşturmaktadırlar.

BÜNYAN HALILARININ ÖZELLİKLERİ


Bünyan halılarında zemin iki kısımdan ibarettir. Birinci kısım, kenar suların ve kolonların bulunduğu alan, ikinci kısım ise iç mekandır. Her iki kısım arasında da bir uyum mevcuttur. Halılarda kullanılan bordürler yer ve bölgeler itibariyle farklılıklar gösterir. Bazı bölgelerde bordürler üç sıra iken bazı bölgelerde 7-8 sıra olmaktadır. Bünyan halıcılığının temeli Orta Asya kökenli olup, zaman içerisinde Anadolu?daki kültürel, ekonomik ve sosyal yapıdaki değişmelerin zorlaması ile gelişim evresini tamamlamıştır. 1908-1909 yıllarından itibaren Bünyan halılarında malzeme olarak suni boyalarla boyanmış fabrikasyon yün ipliği ve pamuk ipliği kullanılmaya başlanmıştır. Bu dönem halılarında kullanılan motifler genelde düzenleme olarak ifade edilen geometrik esaslı motiflerdir. Bu motifler; çubuklu düzenleme, atlamalı düzenleme, geçişli düzenleme ve merkeze toplanan düzenlemelerdir. Aynı zamanda bir motifin tekrarından oluşan düzenlemeler de vardır. Bu dönemde dokunan halıları; ipi elden yapılıp tabii boyalarla boyanan iplerden dokunan halılar, sentetik boyalarla boyanmış Manchester yün ipinden yapılan halılar, boyasız koyun yününden yapılan halılar (Paturel ve Anakara) ve Bursa ipeğinden yapılan halılar (İpek halılar) olmak üzere dört grupta toplamak mümkündür.                                                           

Bünyan halılarında genelde standart ölçüler hakimdir. Boy enin 1,5 katı olmaktadır. Ebatlarına göre halılar değişik isimler almaktadırlar:
60 x 90 cm       Yastık
90 x 130 cm      Arşın çeyrek                                             
120 x 180 cm    Seccade (500?lük)
120 x 225 cm    Karyola (600?lük)
2 m x 3 m         Kelle (700?lük)
6 m2?den 12 m2?ye kadar olan halılara taban halısı ismi verilir. Motif çeşidi bakımından ise Bünyan halıları 3 grupta toplanır:

Çiçekli:  
1. İnce çiçekli (empirme)
2. İri çiçekli (Bademli ve Farahan)

Geometrik Motifli:  
Kazak (Sandıklı) Şirvan, Buhara ve Ladik gibi eski tarihi motifler, bulundukları şehrin isimlerini almışlardır.

Göbekli:
Bu gruptaki halılar, Kazan Lalezar, Hayali Üzümlü gibi çeşitli isimler alırlar. Bünyan Halıları?nın cm2?sinde ortalama 16-30 ilmek bulunmaktadır. Halının cm2?sinde ilmek sayısı ne kadar fazla olursa kalitesi o oranda iyi olur.

Halı iplerinde ise numara yükseldikçe 2,5 - 3,75 nm ip incelir. Cm2?de 16 ilmek olan halılara 20 nim çözgü, cm2?de 30 ilmek olan halılara da 30 nm çözgü kullanılır.

ÇİN HALILARI

cin-halisi

Tarihi kayıtlara göre 1860?lı yıllara kadar Pekin?de yün tezgahının kullanılmadığı görülmektedir. 1860 yılında, Ho Chi-Ching adında bir rahip Pekin?deki fakirler için Paoku?da bir dokuma okulu açtı. Bu proje çok başarılı oldu ve okul Batı kapısı ve Doğu kapısı olarak ikiye ayrıldı. Daha sonra, Batı kapısı okulu Tientsin?e taşındı ve burada kırmızı, mavi ve kahverengi renklerde basit geometrik desenlerle bezenen dayanıklı, deve yünü halısı dokuma geleneğini geliştirdi.
     
Çin?de büyük halılar özellikle de geniş yün halılar yakın zamanlara kadar kullanılmıyordu. Ming hanedanlığı zamanında ?kang? denen ateşle ısıtılan ve tuğladan yapılan yatak platformların üzerine örtmek için Kuzey Çin?de yaygın olarak halılar kullanılıyordu. Bu halılar ya ?Kang?ın üzerine koyulacak bir masanın altına serilmek için ya da tüm ?Kang?ı örtecek şekilde tasarlanıyordu. Bu halılar genel olarak keçe ve kısmen uçları siyah ve kırmızıya boyanan deve tüyü kullanılarak yapılıyordu. Bazıları ipek bazıları yün olan keçe kilimlerin ilk örneklerinin Japonya?dakiler olabileceği ve kesin olmamakla birlikte bunların tarihinin Tang dönemine kadar uzandığı sanılıyor. Ming dönemi ve daha sonra da Ching hanedanlığının büyük kısmında ?kang? için yün kilimler, tapınak zemini için paspaslar, dua halıları ve duvara asılan kilimler Çin?in kuzey kesiminden geliyordu. Kansu, Suiyuan, Shensi ve Shanxi Çin?de kullanılan tüm halıların eski İpek Yolu?na ulaşan birçok uzak bölgeyle birlikte en büyük sağlayıcılarındandı. Halıların geldiği bölgelere Tibet, Moğolistan ve Çin kontrolünün dışındaki bölgeler de dahildi. Kuzey Shansi, Suiyuan ve Ninghsia halılarının kalitesiyle ünlüydü. Bu kilimler bölgede bolca bulunan yün ve deve tüyünden yapılıyordu. Böyle bir çalışmanın örneği yünden yapılan ve renkleri geçen zamana karşın halen parlak olan Çin Türkistan?ındaki Lou Lan?da bulunan bir halıdır.
     
Tarihi kayıtlara göre 1860?lı yıllara kadar Pekin?de yün tezgahının kullanılmadığı görülmektedir. 1860 yılında, Ho Chi-ching adında bir rahip Pekin?deki fakirler için Paoku?da bir dokuma okulu açtı. Bu proje çok başarılı oldu ve okul Batı kapısı ve Doğu kapısı olarak ikiye ayrıldı. Daha sonra, Batı kapısı okulu Tientsin?e taşındı ve burada kırmızı, mavi ve kahverengi renklerde basit geometrik desenlerle bezenen dayanıklı, deve yünü halısı dokuma geleneğini geliştirdi. 1800?lü yılların sonunda halı üretiminin kalitesi belirgin şekilde bozuldu. Tientsin yün halı endüstrisi Ching hanedanlığının düşüşüyle tamamen yıkıldı. 1930?lu yıllarda halı endüstrisi hem Tientsin ve Shanghai?da batılı sermayenin yardımıyla yeniden başladı. 1949 yılında, halı dokuma geleneği tamamen daha modern tekniklerle sürdürüldüğü Hong Kong ve Asya?daki diğer noktalara taşındı.

HİNT HALILARI

hint-hali

"Bu halıların genel özellikleri oldukça zengin, aristokratik ve zariftir ancak İran sanatına yakın soyut ve ideal bir zarafete sahip değildir. Tüm Hint halıları asimetrik düğüm ile dokunmaktadır ve bu özel yoğun düğümleme tekniği ile dikkat çeker. Bu düğümleme tekniği, halılara gerçekçi biçimsel detayları aktarmak için oldukça uygundur."

Hint halılarını karakterize eden başlıca taraf; sarı, pembe, açık mavi ve yeşil gibi oldukça canlı renklerden oluşan renk paletidir. İzmir Halı Yıkama Bunun dışında halılarda en çok göze çarpan özelliklerden biri de sadece arka fonda kullanılan ve lac kırmızı adı verilen tipik kırmızı renktir. Hint tasarımları, İran tarzından miras kalmış olsa da, asimetrisi ve gerçek ile detaylara yoğunlaşan güçlü resimleri ile tanınır. Halılar üzerindeki süslemeler, genellikle doğal çiçekli desenlerden oluştuğu gibi biçimsel sahneler de bulunur. Halı üzerindeki kompozisyonlar özenilmiş değildir.
Halılardaki doğal uslup nedeniyle, İran ve diğer üretim bölgelerinden etkilenen birkaç örnek dışında Hint halıları karakteristik dekoratif motiflerden yoksundur. Bu halıların genel özellikleri oldukça zengin, aristokratik ve zariftir ancak İran sanatına yakın soyut ve ideal bir zarafete sahip değildir. Tüm Hint halıları asimetrik düğüm ile dokunmaktadır ve bu özel yoğun düğümleme tekniği ile dikkat çeker. Bu düğümleme tekniği, halılara gerçekçi biçimsel detayları aktarmak için oldukça uygundur. Halının yapısı genel olarak yün ve pamuktan oluşur; kuzeydeki yörelerde yumuşak ve parlak Kaşmir yünü kullanılır. Halının yapısında ve havında kimi zaman ipek kullanıldığı da görülmektedir. Hint halıları orta ve büyük ebatlarda, en büyüğü 150 x 240 cm genişliğinde dokunmaktadır.

HİNT HALILARININ DOĞUŞU
Bölgenin ılıman iklimi nedeniyle, soğuktan korunma ihtiyacı bulunmadığından, düğümlü halılar Hindistan'da 16. yüzyıla kadar bilinmiyordu. Düğümlü halılar, bir Safavi hayranı olan İmparator Akbar (1556-1605) tarafından ülkeye tanıtılmıştır. Moğol hükümdarı Akbar zamanında, bölgenin o dönemdeki iki başkenti olan Agra ve Fatehpur Sikri'de atölyeler kurulmuştur. Bu nedenle, Hindistan'daki halı dokumacılığı saraylar için özel olarak geliştirilmiş bir sanat ve halılar da sarayları süsleyen değerli döşeme malzemeleri şeklinde ve ortaya çıkmıştır. Saray ile yakından bağlantısı nedeniyle düğümlü halılar, 18. yüzyılda hanedanlığın düşüşü ile beraber gerilemeye mahkum olmuştur.

Hint halıları, yapısını özellikle İran halılarından almıştır. Her iki türde de teknik ve sitil birbirine benzerdir; asimetrik düğümler, en kaliteli yün olarak kabul edilen Kaşmir yünü gibi değerli malzemelerin ve bazen ipek, altın ve gümüş ipliklerin kullanımı, saray nakkaşları tarafından resmedilen çiçekli ve biçimsel çizimlerin esas alındığı bir üretim şekli söz konusudur. 16. yüzyılın bozulmamış örneklerinin çıktığı Hint halıları, ileriki yıllarda renk paleti ve çizimleri açısından iki gruba ayrılmıştır. Koyu kırmızı bir arka plan üzerinde soluk şekiller ile en yoğun renklerin kullanıldığı halılar Hint duyarlılığını temsil etmektedir. Geri kalanlar ise İran sanatının imitasyonları olarak kabul edilmektedir. İkisi arasında çok az bir fark olması nedeniyle, son günlerdeki eğilim Hint halı kökeninin nereden geldiği konusunda bir açık kapı bırakarak, bu halıları Safavi ve Moğol hanedanları arasındaki yakın ilişkinin temsilcileri olarak kabul etmektir.

MOĞOL TARZI
17. yüzyılda, atölyelerdeki İran artistleri yöresel nakkaşlar ve artistler ile yavaş yavaş yer değiştirmiştir. Böylelikle halılarda çok daha belirgin bir Hint niteliği gelişmeye başlamış ve halılar İran sanatı etkisinden sıyrılarak bölgenin ihtiyaç ve beğenilerini daha iyi temsil etmeye başlamıştır. Moğol tarzı, Akbar'ın oğlu Jahangir'in (1605-1627) bitki bilimine olan ilgisinden bir hayli etkilenmiştir. Onun yönetimi altında neredeyse tüm sanatlarda çiçekli desenler kullanılmaya başlanmıştır. Şah Jahan (1628-1658) döneminde ise bu tarz en üst seviyede bir olgunluğa ulaşmıştır.

Hint boyacıları, tekrarlanan boyama tekniğiyle elde ettikleri gölgeler ile renkleri neredeyse mineli bir görünüme kavuşturarak oluşturmaktadırlar. Hint halılarının tipik bir özelliği olan koyu kırmızı renk, kırmızböceği soyundan bir böcekten temin edilmektedir. Genellikle halının zemin rengi olarak kullanılan bu kırmızı üzerine açık sarı, hardal sarısı, açık kırmızı, pembe, açık mavi, gece mavisi, açık yeşil, turuncu, siyah ve kahverengi renklerde tasarımlar eklenmektedir. Bu halıların bir diğer karakteristik özelliği de renklerin kombinasyonudur; hiçbir taslak hazırlanmaksızın, kırmızı ve pembe ya da mavi ve yeşil gibi iki farklı tondaki renk yan yana kullanılabilmektedir. Koyu renk zemin üzerindeki kenarlar, keskin bir yeşil mavi kullanılarak belirginleştirilerek alt zeminin koyu kırmızısı ile bir kontrast yaratılmaktadır.

ÇİÇEKLİ HALILAR
Hint halılarında en yaygın desen çiçekli olanlardır ve bunların çoğu Lahore bölgesine özgüdür. Halılarda, farklı türdeki birçok çiçekli bitki resmi, yatay bir sırada Moğol tarzını koruyarak dizilmektedir. 18. yüzyıldan kalma bir taslakta, çiçekler ufak ve yoğun bir düzenleme içinde, her bir çiçek sapından diğer bir çiçeğe bağlanmış bir şekilde yer almaktadır. Bu düzen, doğrudan İran çiçekli halılarını anımsatmaktadır. Hint halılarında ayrıca yeşillikler içinde sunulan ağaç örnekleri de yer almaktadır.

SECCADE HALILARI
Hindistan'daki dini yaşama yabancı bir oluşum olan seccade halılarının Moğol tesfiri, açık bir biçimde İran'dan etkilenmiştir. Ancak Moğol seccadelerinde mihrab, koyu kırmızı renkli bir iç kısım ve çiçekli bitkiler yer almaktadır. 18. yüzyıla dayanan bu seccade halılarında, tek bir bitkiden büyüyen farklı türde pek çok sayıda ufak çiçek deseni resmedilmiştir.

BİÇİMSEL DESENLER
Kimi zaman Hint destanlarından bölümleri temsil eden biçimsel desenli halılarda çoğu zaman av sahneleri yer alır. Bu halılar, öğelerin asimetrik dağılımı, ebatları ve figürlere verilen önem nedeniyle İran halılarına oranla çok daha canlıdır. Ayrıca bu figürler genellikle hareket halindeyken gösterilmektedir.

19. YÜZYIL
18. yüzyıl sonunda krize giren Hint halı dokumacılığı 19. yüzyıl süresince, pazar taleplerini karşılamak için yaşanan değişimler nedeniyle değer kaybetmiştir. Klasik İran halı taklitlerinin batı pazarlarında çoktan yer etmesi de bu düşüşte etkili olmuştur. Bunlara ek olarak, aynı dönemde yerel halı atölyeleri İngiliz ya da Avrupa firmalar tarafından devralınarak yönetimleri değiştirilmiştir. Buna rağmen yüksek teknoloji standartlarını 1860-1870 yıllarına kadar korumayı başaran Hint halıları, kimyasal boyaların ortaya çıkması ile birlikte renk yoğunluklarını kaybetmeye başlamıştır. Bölgenin halı dokumacılığında köklü bir geçmişi olmaması nedeniyle köy ve kasabalardaki halılarla da bir ilerleme kaydedilememiştir. Günümüze kadar korunan tüm eski örnekler, şehir atölyelerinde dokunmuş olsa da halıların biçimsel homojenliğinin sağlandığı üretim bölgelerinin nerede olduğu kesinlik kazanmamıştır.

Hint halıları, kullanılan yünün kalitesine göre iki coğrafi bölgeye ayrılmaktadır. Buna göre; kullanılan yün yumuşak ve parlak ise, halı kuzey bölgelerde üretilmiş demektir. Yün sert ve donuk ise de halı güney bölgelerde üretilmiştir. 19. yüzyılda aktif bir şekilde üretim gerçekleştirilen atölyeler çoğunlukla kuzeyde Lahore, Srinagar, Rajasthan ve Agra bölgelerindedir.

İRAN HALILARI

iran-halisi

Sanatsal görkemin en üst seviyesi olarak da ifade edilen İran halılarının tarihi, 2500 yıl öncesine dayanmaktadır. İranlılar, halı dokumacılığında yaratıcılık ve becerinin en benzersiz örneklerini yaratarak tüm eski uygarlıkların öncüsü olarak tarihe geçmiştir. Halı dokuma yeteneği, babadan oğula aktarılarak bir aile geleneği haline gelmiştir. İran halı tarihini incelemek, dünya üzerinde başka hiç bir uygarlıkta görülmemiş bir kültürel gelişimin yolunu izlemek demektir.

İran halılarının tarihini ortaya çıkarmak için, dünyanın en büyük uygarlıklarından biri olan Pers uygarlığının kültürel gelişiminden bahsetmek gerekir. Göçebe kabilelerin, kendilerini soğuk ve rutubetten korumak amacı ile zemin ve çadır girişleri üzerinde kullandıkları bu halılar, güzellikleri ile krallar ve asilzadelerin dikkatini çekmiş ve bu sayede halılar birer varlık, prestij ve üstünlük sembolü olarak soyluların denetimine geçmiştir.

İran halılarının çözgüsünde pamuk kullanılmakla beraber yün bu halıların dokunmasındaki temel malzeme haline gelmiştir. Yün gibi ipek de orjinal İran halılarının yapımında halen kullanılmaktadır. Bu halıların yapımındaki kilit nokta karmaşık tasarım ve desenler yaratmak üzere kullanılan oldukça canlı renklerdir. En temel dekorasyon aracı olarak kullanımının dışında İran halıları aynı zamanda kabilelerin yazı ve ifadelerini de aktarmaktadır. İran halıları ayrıca binlerce müslüman tarafından seccade olarak da kullanılmaktadır.

Bilinen en eski İran halısı, 1949 yılında Rus arkeolog Rudenko tarafından, Altay Dağları'nın 5000 metre yukarısında gerçekleştirdiği kazılar esnasında ortaya çıkarılmıştır. Pazirik kilimi olarak adlandırılan bu halının orta kısmında koyu kırmızı bir renk ve biri geyik diğeri ise İran atlılarını betimleyen iki geniş bordür yer almaktadır. İskit krallarının yaklaşık 2400-2500 yıl öncesine ait donmuş mezarlarında muhafaza edilmiş bir şekilde bulunan bu halı bugün Leningrad'daki Hermitage Müzesi'nde korunmaktadır. Aynı bölgede bulunan bir diğer halı ise Senneh düğümü (tekli düğüm olarak da bilinir) ile dokunmuş olup, tarihi İsa'dan önce 1. yüzyıla dayanmaktadır.

Halıların varlığına ilişkin belgelenmiş ilk kanıt, M.S 224-641 tarihleri arasında yaşamış Sasaniler'e dayanmaktadır. M.S 628 yılında İmparator Heraclius, Tak-ı Kisra'nın (Ktesiphon) fethinden sonra Sasaniler'in başkentine çok çeşitli halılar getirmiştir. Getirilen halılar arasında, "Spring time of Khosro" isimli ünlü halı da bulunmaktadır. Khosro I'in hükümdarlığı döneminde üretilen 27 m2'lik bu halı, tüm zamanların en değerli halısı olarak tarihe geçmiştir. Arap tarihçilerin tanımlamalarına göre halının kenarlarında mavi, kırmızı, beyaz, sarı ve yeşil renkli çiçekler, arka planda toprak renklerinin altına kaçan tonları, su görüntüsü yaratan kristal benzeri parlak taşlar yer almaktadır. Ancak Araplar bu muhteşem halıyı parçalara ayırarak, her birini birbirinden bağımsız olarak satmıştır.

Arap Hilafet döneminin ardından, ismini kurucusundan alan Türk kavimi, Selçuklular, Pers İmparatorluğu'nu fethetti. M.S 1038 - 1194 tarihleri arasında hüküm süren Selçuklu İmparatorluğu'nun İran halıları üzerinde büyük etkileri olmuştur. Selçuklu kadınları Türk düğümü kullandıkları halı dokumacılığında oldukça hünerliydi. Selçuklu İmparatorluğu'nun etkilerinin en fazla ve en uzun olduğu Azerbaycan ve Hamadan köylerinde Türk düğümü bugün hala kullanılmaktadır.
Türk düğümünde iplik, çözgü çiftinin önce öndeki sonra arkadaki teline dolanarak bağlanır. Sine düğümü olarak da bilinen İran düğümünde ise Bu düğümde iplik yalnızca çözgü çiftinin önündeki teline bağlanır, diğer çözgünün arkasından geçirilip aşağı doğru çekilerek sıkıştırılır.

Moğollar 13. yüzyılda Pers İmparatorluğu'nu işgal ettiklerinde, bu halıların dokunduğu bir çok ev ve çadırla karşılaşmışlardır. Daha sonraki iki yüzyıl boyunca, Moğollar'ın etkisi ve tahribatı nedeniyle halı dokumacılığı da dahil olmak üzere ülkenin sanatsal yaşamında bir düşüş gerçekleşmiştir. Ancak Timurlenk'in oğlu Şah Ruh, İran halıların önemini vurgulamasıyla beraber bu harika eserlerin üretimine, saray tarafından desteklenen tezgahlarda yeniden başlanmıştır. Saray tarafından sağlanan ve oldukça cömert kabul edilen bu yardımlar, en hünerli ve en kaliteli üretimlerin gerçekleşmesini garantilemiştir.

İran halı sanatı, 16. yüzyılda Safaviler döneminde doruk noktasına ulaşmıştır. Bu sanata ait ilk somut kanıtların da bu döneme ait olması bu bilgiyi doğrulamaktadır. Bu döneme ait yaklaşık olarak 1500 örnek dünyanın çeşitli yerlerindeki müzelerde ve özel koleksiyonlarda muhafaza edilmektedir. Şah Abbas hükümdarlığı süresince, ticaret ve sanatta ilerlemeler kaydedilmiştir. Şah Abbas, Avrupa ile ilişkileri destekleyerek ticareti geliştirmiş ve aynı zamanda başkent İsfahan'ı görkemli bir şehre dönüştürmüştür. Bunlar dışında halılar için bir kraliyet atölyesi kurmuş, bu atölyede yetenekli zanaatkar ve tasarımcıların muhteşem örnekler yaratmasını teşvik etmiştir. O dönemde dokunan halıların büyük çoğunluğunda ipek kullanılmıştır. Afaviler döneminden kalan en önemli halılar Ardebil Camisi'nde bulunan 1539 yapımı iki adet halıdır. Bu iki halı Londra Victoria ve Albert Müzesi ile Los Angeles'daki County Müzesi'nde sergilenmektedir. Birçok uzman, bu halıların halı tasarım konusunda gelinen en yüksek seviyeyi temsil ettiğine inanmaktadır.

Şah Abbas ayrıca, halılarda altın ve gümüş iplik kullanımını geliştirmiştir. Bu yöntemle üretilmiş olan halılardan biri olan ve taç giydirme töreninde kullanılmış halı bugün Kopenhang'daki Rosenburg Şatosu'nda korunmaktadır. Bu özel parça, kadife yüzeyli bir hava sahip olup altından parlayan bir alt tabana sahiptir. Elbetteki bu halılar sadece kraliyet mensupları ve asilzadeler için özel olarak dokunmuştur ve herhangi bir altın hazine kadar sıkı bir şekilde korunmaktadır.

Avrupa'nın önemli kraliyet saraylarından gelen talepler doğrultusunda bu altın ve gümüş iplikli halılar, gelişen ve oldukça da başarılı bir ihracat endüstrisine öncülük etmiştir. Kral Sigmund'a bağlı tüccarların halı almak için Pers İmparatorluğu'na gerçeleştirdiği ziyaret neticesinde çok büyük sayıda halı Polonya'ya ihraç edilmiştir. Fransa Kralı 14. Louis ise kendi zanaatkarlarını bu işin sanatını öğrenmeledir için Pers İmparatorluğu'na göndermiştir. 1700'ler sonunda, bu sanatın devamlılığını sağlamak ve 15.-16. yüzyıllar arasında üretilen değerli eserleri incelemek üzere Tahran'da İran Halı Şirketi ve bir tasarım okulu kurulmuştur.

19. yüzyılın son çeyreğinde ve Kajar hükümdarlığı süresince ticaret ve sanat yeniden önem kazanmıştır. Tebrizli tüccarların halıları İstanbul üzerinden Avrupa'ya ihracatı ile halı dokumacılığı yeniden gelişmiştir. 19. yüzyıl sonunda Avrupa ve Amerika'dan bazı şirketler bu bölgeye gelerek işletmeler kurmuş ve batı marketleri için üretimlere başlamıştır. Günümüzde ise halı dokumacılığı İran'daki en yaygın el sanatıdır. İran halıları, zengin renkleri, olağanüstü sanatsal desenleri ve kaliteli tasarımları ile dünyaca ünlüdür. Tüm dünyadaki önemli binalarda, müzelerde ve konaklarda, İran halısı en fazla değer verilen mülk olarak kabul görmektedir.

ISPARTA HALILARI

isparta_halisi

Batı Anadolu, özellikle de Isparta ve çevresinin 12-13. yüzyıldaki Türkmen yerleşimleriyle ve bu Türkmenlerin halı ticareti ile ilgili kayıtları, bu çevrenin geleneksel düz veya düğümlü dokuma kültürünü önemli ölçüde aydınlatabilecek düzeydedir. 1274 yılında ölen Magribli İbni Said, "Kitab Bast-ul Arz Fit-tul Vel Arz" adlı eserinde Batı Anadolu'dan söz ettikten sonra aynen şu ibareyi kullanıyor: "Bu bölgenin (Antalya ve çevresi) batısında Türkmen dağları (Batı Toroslar) ve Türkmen ülkesi (Isparta ve çevresi) bulunur. Türkmenler, Türk soyundan büyük bir kavim olup, Selçuklular devrinde Rum ülkesini fethetmişlerdir. Türkmen halılarını (El Busut-ul Türkmeniyye) dokuyanlar da bu Türkmenlerdir. Türkmenlerin dokuduğu bu halılar bütün ülkelere satılır. Antalya'nın kuzeyinde bulunan Toğula (Tonguzlu-Denizli) Dağları'nda kendilerine uç denilen Türkmenler yaşar. Bu Türkmenlerin iki yüz bin çadır civarında olduğu söylenir." demektedir. Anlaşılacağı üzere İbni Said eserinde "El-Busut-ul Türkmeniyye" Türkmen halıları sözü ile bunların tanınmış ve meşhur halılar olduklarını ifade ediyor ve bütün ülkelerce satın alındığını da kaydediyor."

(1) Şark Halı kumpanyasının etkisi ile 20. yüzyıl başlarından itibaren Batı Anadolu'daki geleneksel dokuma merkezlerinde başlatılan tamamen ticari ağırlıklı ve sipariş halı kapsamında büyük bir halı organizasyonu oluştu. Bu organizasyon özellikle Isparta ve çevresinde mühim sayılabilecek bir tezgaha ve üretime ulaşmıştır. İngiltere'de organize olan satış merkezlerinde satılmak üzere desen ve ip boya renkleri Londra'da hazırlanan ve standart kalitesi 26 x 33 kalite olarak belirlenen bu halılar, Isparta, Başmakçı, Dinar, Denizli, Kula, Gördes, Demirci ve Uşak'ta dokutturularak "Isparta Halısı" ismiyle etiketlendirilerek, bu isim ve ünüyle 1920-1940'lı yıllarda Avrupa'da, senede 100.000 m2'ye yakın bir pazara ulaşmışlardır. Günümüzde, Avrupalı büyük halı firmalarının desen ve renk yapısını kendileri belirleyerek, Tibet, Nepal ve Çin gibi ülkelerdeki imalat atölyelerinde gerçekleştirdiği halı üretimine benzer bir faaliyet, bundan yüz yıl önce, Avrupalı halı severlere sunulmak üzere geleneksel el emeği, ucuz göz nuruyla Anadolumuz'da denenmiştir. Bu da geleneksel Anadolu Türk dokuması halılarımızda çok önemli bir kültür değişimine neden olmuştur. İşte bu yüzden Isparta halıları denince ilk akla gelen halılar Şark halı kumpanyası döneminde dokunmaya başlanan, 26 x 33 kaliteli, pamuk çözgü ve atkılı, İran sine düğümlü ve desenleri geleneksel hiçbir kişiliği yansıtmayan, tamamen ticari halılar olmaktadır. Oysa yukarıda açıklanan belgelere göre 12. yüzyıldan itibaren bu bölgeye yerleşmeye başlayan ve İbni Said'e göre sayıları yaklaşık iki yüz bin çadırı bulan Türkmenler; Antalya ve Alanya limanlarından Arap ve Avrupalı tacirlere oldukça yüksek miktarlarda satılacak kadar önemli bir halı ve kilim dokuma geleneğine sahiplerdi. Son dönem Şark halı, Isparta halıları konusunda araştırmalar yapan araştırmacılarımız; bu dönem öncesine ait geleneksel Isparta ve çevresi halıları konusuna inmedikleri için, halı araştırmacılığı çevresinde bile Isparta halıları bu son dönem halıları olarak etiketlendirilmiştir. Çok güzel yaylaları ile 12. yüzyıldan itibaren Türkmen boy ya da oymaklarının iskanına mekan olan Isparta veya daha doğru adıyla Hamidabad'ın "geleneksel düz veya düğümlü yaygı kültürüne ait dokumalarına ne olmuştur? Fazlaca bilinemiyor. Bu sorunun cevabını bu dönemde, Anadolu dokuma geleneğimizdeki kültür değişimlerinde aramak zorunluluğu doğmaktadır. 1920'li yıllarda sadece Isparta şehir merkezinde 10.000. in üzerinde şark halı tezgahının bulunması, neredeyse her evde bir halı tezgahın kurulduğunu göstermektedir. Senede yaklaşık 80-100.000. metrekareye ulaşan bu yoğun halı imalatı faaliyeti, vakıf geleneğimiz olan camilere halı bağışı kültürünü de doğrudan etkilemiş olacak ki, bu gün Isparta ve çevresindeki en ücra köy camilerinde bile vakıf teberrukatı olarak bu son dönem halıları karşımıza çıkmaktadır. Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan (1156-1192) zamanında Bizans ve Selçuklu çarpışmalarının en hareketli noktası Isparta çevresindeki Myriokephalon meydan savaşı (17 Eylül 1176) ve sonrasında, Bizans İmparatoru Manuel Kommenos II ile Sultan II. Kılıçarslan arasındaki tarihi antlaşmada, Türklerin batıda bulunan Bizans şehirleri ile ticaret yapma imkanı kazandıkları anlaşılmaktadır.

(2)Ticaretin genellikle mübadeleye dayandığı bu yıllarda İbni Said'in sözünü ettiği Türkmen halılarının da bu ticarette çok önemli bir payının bulunduğu anlaşılmaktadır. 1224 yılında Sultan Alaaddin Keykubat döneminde Isparta, Atabey'de Artakuş Bin Abdullah tarafından yaptırılan Ertokuş Medresesi, 1237 yılında Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Eğirdir'de yaptırılan kervansaray ve 1301 yılında bu hanı medreseye , Eğirdir'i de Felekabad'a çeviren ünlü Hamidoğulları Beyi Feleküddin Dündar Beyin, bu çevredeki bayındırlık hizmetleri, Isparta çevresinin sadece göçebe ve çadır kültürüyle değil yerleşik Türkmen kültürüyle de varlığını sürdürdüğünü belgelemektedir. İzmir Halı Yıkama Dolayısıyla bu çevrede sadece göçebe hayatı dokumaları değil, geleneksel köy el halılarının da bulunması beklenmelidir.
1333 yılında bu çevreye uğrayan İbni Batuta, Hamidoğulları Beyliğinin başkenti Felekabad'da (Eğirdir) Dündar Beyden iltifat görmüş ve kayıtlarında bu bölgenin bağlık, bahçelik mamur bir Türkmen şehri olduğunu belirtmiştir. 17. yüzyılda bölgeyi gezen Katip Çelebi de Baris'in (Isparta) mamur, meyvelik, bağlık ve bahçelik, boyahaneleri bulunan zengin bir belde olduğunu kaydetmiştir.

(3) 1820'lerde Anadolu'da bulunan İngiliz Rahip Arundel, Felekabad (Eğirdir) da sanatkarane işlenmiş halılara tesadüf edildiğini, hatta bu şehirde evlerin önündeki sekilerde, açık havada halılar dokunmakta olduğunu belirtmektedir. Enver Süldür, "Isparta Tarihi" adlı kitabında bu rahibin görüşünü belirttikten sonra Şark Halı Kumpanyası halılarından önce bu çevrede güzel bir halı dokuma geleneği bulunduğunu şu şekilde açıklar: "Büyük haralarda yetişen yünleri sonsuz bir sabırla bükmek, Keskin zekalarla boyamak, Renkleri imtizaç ettirerek daha çok sabırla dokumak
Muhit insanlarının tabii hasletlerinin icabıdır.

(4) 1960'lı yıllarda başlayan Isparta Müzesini oluşturma faaliyetleri kapsamında Isparta ve çevresindeki camilerde Isparta Müzesinin kurucuları tarafından Müzeye alınmaya başlayan halı ve kilimler ile daha sonraki yıllarda Isparta Müzesinde çalışan değerli müzecilerin yoğun gayretleri ile müzeye alınmış olan bütün halı ve kilimler, 2002 yılındaki teşhir tanzim çalışmaları esnasında Müze yetkililerinin istemi üzerine tarafımızca yeniden yapılmıştır.
Bu çalışmada müzede bulunan beş yüzün üzerindeki halı ve kilimin envanteri ve etiketlendirilmesi yeniden yapılarak, bu halılar içinde Anadolu geleneksel halı merkezlerine ait kıymetli dokumalar ile bu tebliğimize konu olan ve Isparta çevresi Şark Halı öncesi geleneksel dokumalarına ait elde mevcut dokumaların teşhirinin yapılması müzeye önerilmiştir. Müze yetkililerinin konuya yakın duyarlılıkları ile müzede Şark halı öncesi geleneksel Isparta dokumalarından başlayarak günümüze gelen bir kronoloji teşhiri yapılmıştır. Geniş halı seksiyonunda ayrıca halı araştırmacılarının dikkatini çekebilecek diğer Anadolu halı merkezlerine ait kıymetli bir koleksiyonun teşhiri de sağlanmıştır.
Slaytlarımızın ilk bölümünde sunulan halılar, Anadolu geleneksel halı merkezlerine ait halılardan oluşmaktadır. Müzede yeni teşhiri yapılan bu halılar arasında sırasıyla , 18.yy son çeyrek Aksaray Halısı, 18.yy son çeyrek Konya Ladik Halısı, 18.yy son Çeyrek ikinci bir Aksaray Halısı, 19. yy. Konya Karapınar Halısı, 18. yy. son çeyrek Konya ve Kırşehir özellikleri taşıyan bir halı ile 19. yy. son çeyreğinde dokunmuş olabilecek Yuntdağı ve Çanakkale halısı yer almaktadır.
İkinci bölümde aktardığımız slaytlarda görülebilen halı ve kilimler ise, Isparta ve çevresinin Şark halı öncesi geleneksel yapısını önemli ölçüde belirleyebilecek dokumalardır. Müzede yer alan geleneksel Isparta çevresi düz veya düğümlü dokuma örnekleri, bize bu bölgenin oldukça geniş bir etkileşim alanında kaldığını göstermektedir. Isparta Müzesindeki Şark halı öncesi sayılabilecek bu halılar , bu bölgenin bütünüyle karakteristik özelliklerini yansıtmamakla birlikte, bu bölgede dokunan halılarla ilgili ipuçları da vermektedir. Özellikle Şark Halı öncesi Isparta çevresi düğümlü dokuma halıları, yakın ve çevre bölgelerde Dazkırı, Başmakçı, ve Konya Aksaray'da dokunmakta olan geleneksel aynı dönem halılarla benzer özellikler de taşımaktadır. Bu yönüyle Isparta çevresi geleneksel dokumaları çevre dokuma kültürüyle birlikte ele alınmalıdır.

(5) Müzedeki teşhirde bu Şark halı öncesi geleneksel Isparta dokumaları sayılabilecek halılar ile Şark halı döneminden önemli iki örnek halı sergilenmiştir.
Müzede teşhirini yaptığımız üçüncü grup Isparta çevresi geleneksel düz dokuma yaygıları ise; Konar- göçer veya yarı konar- yarı göçer Türkmen kültürünü yansıtmaları bakımından oldukça önemli dokumalardır. 12. yüzyıldan itibaren bu bölgeye yerleşmeye başlayan Türkmenler, bazı oymakların konar- göçerlik geleneği ile bugünlere kadar yavaş bir iskan seyri ile bölgeye yerleşmişlerdir. Bölgede hala yarı konar -yarı göçer bir yaşam sürdürülmektedir. Yazları Anamas ve Korudağ yaylalarına çıkan Karakoyunlu, Saçıkaralı, ve Sarıkeçili Yörükleri, kışları Antalya Serik ve Aksu köylerinde yaşamaktadırlar. Bu yörük köylerine ait düz dokuma kilim, cicim ve zili dokuma geleneği, son zamanlarda eskisi gibi üretilmemekle beraber, mevcut örneklerin korunması ile devam etmektedir. Müzedeki bu teşhirde Saçıkaralı ve Karakoyunlu Türkmenlerine ait çok önemli dokuma örnekleri yer almaktadır.

(6) Müzede teşhirini yaptığımız diğer bir grup, Anadolu'nun değişik mahalli düz dokuma yaygılarından oluşmaktadır. Bu dokumalar arasında; İç Anadolu bölgesine ait Reyhanlı kilimi; Batı Anadolu bölgesine ait Aydın Kilimi; Karakoyunlu yörükleri Isparta çevresi cicimi; Konya bölgesine ait bir cicim ile birlikte, Trakya - Şarköy Kilimi yer almaktadır.

KEMALİYE (EĞİN) HALILARI

   kemaliye-haliii

Halı ve kilimlerimiz, Anadolu Türk insanı ile her dönemde yaşamış etnografik bir belge olarak, kültür varlıklarımız içinde önemli bir yere sahiptir. Tarihimizden gelen bütün belgeler gibi düğümlü dokuma halılarımız veya düz atkı yüzlü dokuma kilimlerimiz, dokunduğu tarihsel sürecin sosyal, estetik, ekonomik normlarını yansıtma özelliği göstermesi nedeniyle, Türk medeni coğrafyasının değerlendirilmesinde önemli kültürel belgelerdendir. Özellikle Türk kültürüne ait bir kültür mirası olarak halı ve kilimlerimizin bu kimlik içinde özel bir yeri bulunmaktadır.

Eski adıyla Eğin ve çevresi, tarihsel derinlik içinde yaklaşık olarak 12.yy. dan itibaren çok yoğun Türkmen grupların iskanına kucak açmış, bu yönüyle de etnografik olarak Türkmen halı, kilim ve diğer el sanatları açısından oldukça zengin bir kültürel mirasa sahip olmuş önemli ve eski bir Türkmen yerleşim yeridir.

Eğin çevresinde yaptığımız araştırmalara göre Eğin çevresi düz ve düğümlü dokuma halı veya kilimleri, Horasan üzerinden Eğin'e gelen Türkmen grupları ile Kafkasya üzerinden Eğin'e gelen Türkmen gruplarının gelenekleri ile buluşan bir renk ve estetik dokuma kültürüne sahiptir. Gerçekten de Eğin Vakıf camilerinde gördüğümüz teberrukat eşyası halı ve kilimler içindeki çok özel bazı dokuma parçaları, gerek Horasan çevresi Türkmen halıları ana estetik karakterlerini, gerekse Kafkasya çevresi Türk dokuma estetik karakterlerini bir arada bulunduran çok özel bir desen karışımını yansıtmaktadır.

Genel olarak Eğin çevresi düğümlü dokuma halılarını şu üç ana başlık altında inceleyebilmek mümkündür:

1. Eğin veya çevre köylerde dokunmuş geleneksel Türkmen desenli Köy el halıları,

2. 20. yy. başlarında bölgede dokunmaya başlanan pamuk çözgülü ticari halılar,

3. Eğin Tarihi camilerinde bulunan çok kıymetli Anadolu halıları,
Haziran ayı içinde görme fırsatı bulduğumuz Eğin, Kemaliye çevresi düz ve düğümlü dokuma kültürü halı ve kilim örneklerinin bir kısmı, daha önce Kaymakamlık tarafından camilerden toplanarak İlçe Halk Kütüphanesi deposuna kaldırılan halı ve kilimlerin incelenmesiyle başlamıştır.
Bu halı ve kilimlerin incelemesi ve envanter bilgileri detaylı olarak yapılarak ilçe yetkililerine bırakılmıştır. Envanter bilgilerinden de görüleceği üzere, Halı uzmanı experler tarafından camilerdeki halı ve kilim toplama işi yapılamadığı için 74 adetlik bu halı ve kilimler içinde çok kıymetli ve envanter değeri yüksek parçalar bulunamamıştır. Eğin geleneksel kültürüne ait olduğunu düşündüğümüz ve bu mahalli özellikleriyle de Kemaliye Kültür evinde teşhir edilebilecek yaklaşık 9 halıdan oluşan koleksiyon tasnif edilmiş, Sivas, Kırşehir yöresine ait bazı çok özel halılar da ayrıca bu tasnife dahil edilmiştir.

Buradaki halılar dışında, İlçe görevlilerinin nezaretinde vakıf eser konumundaki Gümrükçü Camii ve Orta Camii eski halı ve kilimlerini inceleme fırsatı bulduğumuz için şunu açıkça ifade edebiliriz ki; Kemaliye Vakıf camileri içinde müzelik değerde çok kıymetli Anadolu halı ve kilim koleksiyonları, çok olumsuz koşullarda camilerde hala muhafaza edilmeye çalışılmaktadır. Bu kıymetli halı ve kilimlerin Başbakanlık, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü halı uzmanlarınca bir an önce incelenerek envanterinin belirlenmesi ve cami hırsızlıklarına karşı da Kemaliye Kültür Merkezinde oluşturulacak Halı Müzesinde korunmaya alınması veya teşhir edilebilmesi kültür tarihimiz açısından çok önemli bir çalışma olacaktır.

1. Eğin veya çevre köylerinde dokunmuş geleneksel Türkmen desenli halılar,
Malatya Arapkir çevresi köyleri, Elazığ Baskil ve Keban çevresi köyleri ile Kemaliye (Eğin) ve çevre köyleri mahalli köy el dokumalarının ortak bir geleneksel desen formunu paylaştıklarını söyleyebiliriz. Malatya Arapkir çevresi köyleri ile Elazığ Baskil ve Keban çevresi köylerinde 1985- 1990 yıllarında

 

Halı Özellikleri ve Fiyatları

İzmir Halı Yıkama Halı Overlok

İzmir Halı Yıkama

2 TL

İzmir Halı Yıkama Firmaları Makina Halısı Yıkama

İzmir Halı Yıkama Firmaları

2.5 TL

İzmir Halı Yıkama Fiyatları Shaggy Halı Yıkama

İzmir Halı Yıkama Fiyatları

4 TL

İzmir Halı Yıkama Fabrikaları Nepal Halı Yıkama

İzmir Halı Yıkama Fabrikaları

5 TL

İzmir Halı Yıkama El Dokuma Halı Yıkama

İzmir Halı Yıkama

7 TL

İzmir Halı Yıkama Firmaları İpek Halı Yıkama

İzmir Halı Yıkama Firmaları

8 TL

İzmir Halı Yıkama Fiyatları Yorgan ve Battaniye Yıkama

İzmir Halı Yıkama Fiyatları

15 TL

İzmir Koltuk Yıkama Koltuk Yıkama (Takım)

İzmir Koltuk Yıkama

75 TL

Sosyal Ağlar

İletişim Bilgilerimiz

Copyright © 2013 Tüm hakları saklıdır